Emek Partisi26 yaşında

Emek Partisi26.  kuruluşunun yılında gazetecilerle bir araya geldi

Emek Partisi(EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz İstanbul’da gazetecilerle bir araya geldi. Yemeğin ardından, soru-cevap şeklinde geçen buluşmada, Genel Başkan Ercüment Akdeniz, Siyasetin değiştirilmesi için işçi ve emekçilerin bir özne olarak örgütlenmesinin önemi ile bölgede barış ve ülkede demokrasinin savunulması öne çıktı. “Bölgede barış, ülkede demokrasi”  diyen Akdeniz, , “Barışın olması için Türkiye’nin bölgeden askeri bütün güçlerinin çekmesi gerekiyor. Emperyalistlerin bizzat dahil olduğu bir vekalet savaşında yani Suriye’de Türkiye’nin olmaması, çekilmesi gerekiyor. NATO’dan çıkılması gerekiyor” dedi.  Akdeniz,  “

Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, EMEP’in 26. kuruluş yıldönümünde gazetecilerle kahvaltıda bir araya geldi. EMEP Genel Başkanı Akdeniz’e Emek Partisi MYK üyesi İskender Baydar, Emek Partisi GYK Üyesi Nuray Sancar, Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros eşlik etti.

EMEP, kuruluşun 26. yıl dönümünde gazetecilerle bir buluşma gerçekleştirdi.  25 Kasım 1996 yılında kurulan EMEP’in 26. yılını kutladığını ve bu toplantıyı da bu vesileyle gerçekleştirdiklerini belirten EMEP Genel Başkanı Akdeniz, 25 Kasım Uluslararası Kadına Şiddetle Mücadele Gününde kadınlara yönelik polis şiddetine değinerek sözlerine başladı. Polis şiddetini kınayan Akdeniz, “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde kadınlara yönelik şiddet ve vahşet görüntülerini izledik. Bu tutumu kınıyoruz. Kadınlara bariyer kuranlar kadın katillerini sokaklara salıyor. Bu tabii bizdeki rejimin otokratik İran rejimiyle de bir yarışı anlamına geliyor. İran’a yetişmeye ne kaldı diye de düşünüyor insan. İran’da muazzam bir özgürlük mücadelesi, direnişi var. Haftalardır bastıramıyorlar. Kadın özgürlük mücadelesini sadece bir kadın mücadelesi değil, demokrasi mücadelesi, özgürlük mücadelesi Orta Doğu ve Türkiye’nin aydınlanma mücadelesi olarak görüyoruz. Enternasyonal bir mücadele olarak görüyoruz. Kadına karşı en büyük şiddet devlet şiddetidir” ifadelerini kullandı.

 

‘BASININ ABLUKAYA ALINDIĞI BİR DÖNEM’

Kadın eyleminde gazetecilerin de polis ablukasına alındığına dikkat çeken Akdeniz, “Dün eylemde BirGün Gazetesi’nden gazeteci arkadaşımız gözaltına alındı. Ve orada bir grup gazeteci kalkanlarla polis ablukası altına alındı ve görev yapmaları engellendi. Bu tek adam rejiminde basın özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün nereden nereye geldiğinin de göstergesi Daha önce Van’a gitmiştim. Bin küsur gündür Van’da yasak var. Yasakların olduğu bir kent. Vekillerle görüştüğümde şunu demişlerdi; ‘artık haberleri biz kendimiz yapıyoruz. Çünkü polis bizi ablukaya alıyor. Biz kendimizi çekiyoruz. Sonra o görüntüleri gazeteci arkadaşlara veriyoruz.’ Şimdi dün İstanbul’un Van haline geldiği bir manzara gördük. Önceden göstericiler ablukaya alınırdı. Basın yaklaştırılmazdı. Şimdi basının ablukaya alındığı bir döneme geldik” değerlendirmesinde bulundu. Akdeniz, Konya’da yaşanan hayvan katliamını da değindi, “Kent ve doğa içinde yaşanabilir bir hayat istiyorsak hayvanlar içinde mücadele etmeliyiz. Onların da hakkını savunmalıyız” dedi.

‘KANLI BİR DÖNEME YENİDEN İMZA ATACAKLAR’

Konuşmasının devamında Erdoğan’ın sözlerini hatırlatan Akdeniz, “Taksim’de katledilen dört yaşında bir çocuğun ölümünden yola çıkarak yine kan siyaseti yaptı ve sandıkta oy istedi. Bu da bu kan siyasetinin devam edeceğini gösteriyor. 7 Haziran seçimleriyle 1 Kasım seçimleri arasındaki döneme benzer bir sürecin tezgâhlandığı görülüyor. Elbette sadece seçim odaklı değil, Türkiye burjuvazisinin, kapitalizmin de hesapları var, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da. Burada kanlı bir döneme yeniden imza atılacağı görülüyor. Başından beri ifade ediyoruz bir faşist rejimi anayasa da dahil olmak üzere inşa eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Halktan bir kredi alırlarsa eğer bir kez daha bu seçim virajını geçerlerse bu düzeni tamamen tahkim edecekler. Ama öncesinde de bunun adımlarını atıyorlar” dedi.

 

‘SEÇİMİ BEKLEYEN TUTUM EN SORUNLU TUTUM’

Seçimi bekleyen tutumu eleştiren Akdeniz, “Cumhur İttifakı sadece bir seçim ittifakı mıdır? Sadece bir seçim ittifakıyla gider mi? Biz bunun böyle olmadığını düşünüyoruz. Cumhur İttifakı en karanlık güçlerin ittifakı olarak karşımızda. Hukuk tanımıyor, yargı tanımıyor, hiçbir şey tanımıyor. Bununla mücadele için halkın örgütlü kesimlerini, halk kesimlerini birleştirerek meydanlara sokağa inmesiyle mümkün. Başka bir siyaset tarzını gerektiriyor bu sıkışmış siyaseti açmamız gerekiyor. Dolayısıyla seçimi bekleyen tutumunun en sorunlu, en problemli tutum olduğunu düşünüyoruz. Sadece Emek Partisi için değil, sadece Emek ve Özgürlük İttifakı için değil. Yani bir adım sonrası herhalde seçim mitinglerinin de yasaklanabileceği, terör gerekçesiyle muhalefetin bir bütün olarak susturulacağı bir dönem olacak. Bunu ya hep birlikte aşacağız ya hep birlikte altında kalacağız” diye konuştu.

“Yani esas güç halkın örgütlü gücüdür”  diyen Akdeniz, “Esas güç grevlerdir, şalterdir. İşçi sınıfının ve emekçilerin elinin üretimden gelen güce yönelmesidir” dedi.

‘YA FELAKETLER ÇAĞI YA DEVRİMLER ÇAĞI OLACAK’

Dünyada emperyalist paylaşım savaşlarının öne çıktığı ve halklar açısından yoksulluğun derinleştiği bir süreç olduğunu ifade eden Akdeniz şunları söyledi: “Yeniçağ dedikleri şey bir felaketler çağı oldu. Emperyalist savaş, pandemi, pandemide insanlığın durumu, ekonomik kriz ve derin yoksullaşma, mutlak yoksullaşma karşımızdaki manzara bu. Zenginlerin de daha da zenginleştiği bir dünya, bir Türkiye manzarası. O yüzden yeni bir dönemin eşiğinde olduğumuzu düşünüyoruz. Avrupa merkezli gelişmeye başlayan işçi hareketleri, grev hareketleri, işçi hareketini yeniden canlandığını gösteriyor. Ya felaketler çağı olacak önümüzdeki dönem ya devrimler çağı olacak.”

AKDENİZ PARTİ ÇALIŞMALARI HAKKINDA BİLGİ VERDİ

Parti çalışmalara da hakkında da bilgi veren Akdeniz, “Bizim yoğunlukla üzerinde çalıştığımız konular ocak gelmesi itibariyle ocak ayı ek zam talebi. Şu an işçilerin en büyük talebi bu. Enflasyona ezildiler. Çok yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Vergide adalet üçüncü dilim vergileri perişan etmiş durumda işçileri, ocak ayına göre çok daha düşük paralar alıyorlar. EYT’yi bekliyor bütün fabrikalar ama dramatik olan şu EYT çıkınca emekli olmayacağını biliyor. Çalışacak, ikinci bir iş yapacak ama yani kırk beş yaşında, kırk yaşında ağır iş kollarında fabrikada kalmak yerine emekli olayım, taksi şoförlüğü yapayım yanında inşaat bekçiliği yapayım yanında. Böyle bir durum var. ve en önemlisi de çalışma saatleri.  On, on iki saat işçiler çalışıyor. İşçiler kendilerine yabancılaşmış durumdalar. Hafta sonu aileleriyle, çocuklarıyla vakit geçiremez durumdalar. O yüzden günde yedi saat, haftada beş gün ve otuz beş saati geçmeyecek bir programı bu hem seçim döneminin hem mücadele döneminin bir konusu olarak bütün alanlarda işliyoruz. Yoksulluk sınırının da asgari ücret olması gerektiğini söylüyoruz. Bu her iki konuyu dile getirdiğimizde bazen çok romantik bulunuyor. Bazen işçilerin kendisini de buna inanmıyorlar. Kendi taleplerini yabancılaştırılmış bir işçi nüfusundan bahsediyoruz. Biz bütün bunları yaparken beklendiği gibi, öngörüldüğü gibi bir savaş gündemi, sınır ötesi, harekât gündemi, yeniden bombalı saldırılarla başka bir mecrada halk kendini buldu. Bütün bunlar aslında ekmeğe de bir abluka oluşturmak, işçilerin, emekçilerin taleplerini geride kalmasına neden olmak anlamına geliyor” dedi.

Akdeniz, “Emek Partisi’nin 9. kongresinin kararı şuydu; tek adam yönetimine karşı, sermaye egemenliğine ve düzenine karşı en geniş halk ittifakını kurmak. O yönde iki yıldır çabalıyoruz, çalışıyoruz” dedi.

‘SINIFIN TALEPLER ÖNE ÇIKTI’

Türkiye’nin içerisinde geçtiği durum itibariyle de tek adam yönetimini göndermenin önemli bir görev olduğunu hatırlatan Akdeniz, “ Bunun için çalışıyoruz ama bir Halk İttifakı yani hem bu rejimin gitmesi hem halk egemenliğine dayalı yeni bir yönetim anlayışının oluşması için de işçi sınıfına çok büyük önem taşıyor bize göre. Bu ittifakın en geniş halk ittifakının motor gücü işçiler olamazsa eğer şaltere uzanacak bir güce erişemezse sendikal bürokrasiyi de parçalayacak bir güç elde edemezsek gerçekten siyasal izdüşümü itibariyle de tabloyu değiştirmemiz çok kolay görünmüyor. Esas problem esas çelişki orada görünüyor” dedi.

“Kimlik siyasetinin yerine yeniden sınıf siyaseti öne geçmeye başladı diye çeşitli analizler var” diyen Akdeniz, “İndirgemeci bir yaklaşım içerisinde değiliz. Bu doğru olmaz ama hakikaten sınıfsal taleplerin giderek öne çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Buradan elbette biz Kürt sorunu gibi Alevilerin yaşadığı sorunlar gibi kadınlar LGBTİ + bireyler ve benzer sorunlar gibi sorunların ya bunlar kimlik siyasetidir önemli değildir yaklaşımı içerisinde değiliz ama sınıf mücadelesinin demokrasi mücadelesiyle birleştiği bir yönelime doğru geçeceğiz. Yani hakir görülme dönemi biraz geride kalıyor. ‘Siz demodesiniz, siz İşçi Partisi’siniz.’ Bu kavramlar geride kaldı dönemi bizim açımızdan da geride kalıyor” ifadelerini kullandı.

‘BU MAHALLELERE GİTMEDEN BU MANZARA DEĞİŞMEZ’

Amasra’daki maden katliamını hatırlatan Akdeniz,  “    Amasra’ya gittik, parti olarak rapor da yazdık, yayınladık. Şöyle bir manzara vardı; Oraya anında tarikatlar, cemaatler, ülkü ocakları, sendika bürokratları ve devlet bürokrasisi, devlet temsilcilerinin iç içe geçtiği bir kast yapı çökmüş durumda. Ailelere nefes aldırmıyorlar, insanlar dava açacak kudreti kendinde bulamıyor. Hakkını arayacak kudreti bulamıyor ve bu yeni bir şey değil biz bu yapıyı Soma’da da gördük. Ermenek’te de gördük, Sakarya’da da gördük, iş cinayetlerinin işlendiği her yerde görüyoruz. Dolayısıyla bu mahallelere gitmeden, bu mahalleleri değiştirmeden bu manzarayı değiştirme şansının olduğunu düşünmüyoruz. Daha yoğun bir şekilde oralara görevlendirmeler yaptık.

İkinci gözlemim Sakarya’da. Sakarya havai fişek patlaması dava duruşmasındayız. Duruşması sırasında sanık avukatı yani patronların savunma tarafı ayağa kalktı ve dedi ki ‘Emek Partisi Genel Başkanı’nın ne işi var burada’ O zaman Can     Atalay arkadaşımız tutuklu değildi. Beraber dışarı çıktık. Ve orada bir açıklama yaptık. Tuhaf olan bizim burada olmamız değil. AKP, MHP milletvekilleri niye burada yok? Tüm siyasi partilerin milletvekilleri niye burada yok? Bu kadar büyük bir toplumsal cinayet olmuş burada. Dolayısıyla o kutuplaşmayı iş cinayetleri üzerinden de aileleri bölmek üzere kullanmaya çalışıyorlar. Benzer bir şeyi Suriye’li tekstil işçisi Ali El Hemdan davasında gördük Adana’ya gittik. ‘Ne işi var burada bir parti başkanının’ denildi. Aynı konuşmayı yaptık çıkışta siyasetin aslında iş cinayetleri davaları başta olmak üzere ne kadar uzak kaldığını görüyoruz. Genel Maden İş Sendikası diye bir sendika var. Yani bu işçilerin sendikası on binlerce üyesi var. Konfederasyonlar var. Hiçbiri yok bu davalarda. Taraf değiller. Savunmanın tarafı değiller. Böyle bir çökmeden, böyle bir çöreklenmeden söz ediyoruz”  dedi.

 

‘ORTAK İLKELER ÇERÇEVESİNDE BİR ARADAYIZ’

16 Ocak’ta Emek Partisi olarak bir ittifak programı açıkladıklarını söyleyen Akdeniz,  “Akabinde hem ilkeler bazında görüş birliğine varan asgari müştereklerde hem de bu işin genişletilmesine engel olmayacak bütün güçlerle ortak ilkelere imza atan, onun etrafında birleşen kabul eden çevrelerle Emek ve Özgürlük İttifakını oluşturduk. Emek ve Özgürlük İttifakı da kuruluşunu biliyorsunuz 24 Eylül’de ilan etti. Bizim için bir kuruluş süreci bu. Tamamlanmış bir süreç değil. Bir final değil. Bir yandan geniş halk toplantılarıyla halka indirmek bu işi ama öte yandan da farklı politik güçlerle görüşmeler yaparak genişletmek. Emek ve  Özgürlük İttifakı bize göre en geniş halk ittifak zeminini henüz oluşturmuyor. Daha çok çalışması lazım. Bizim daha çok çalışmamız gerekiyor” dedi.

‘YURTTAŞLAR ‘BİRLEŞİN’ DİYOR’

Son bir yıldır Anadolu’nun ve İstanbul’un çeşitli yerlerinde halk toplantılarına katıldığını aktaran Akdeniz, “Parti örgütlerimiz organize etti. Halk, ‘birleşin, bizimkileri ikna edin’ diyor. Yani A partisi, B partisi fark etmiyor. Böyle çok güçlü bir basınç, çok güçlü bir eğilim var. Bunu sağlamak üzere çalışmalarımıza devam edeceğiz.

‘BU KARANLIĞI DAĞITACAĞIZ’

Emek ve Özgürlük İttifakının programlarına dair bilgi veren Akdeniz, 3 Aralık’ta İzmir’de büyük bir halk buluşması olacağını söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: “Halkın temsilcileri dinlenecek o toplantıda. 4 Aralık’ta İstanbul’da bir emek buluşması olacak işçi ve emekçi örgütleriyle bir geniş toplantı yapılacak. 11 Aralık’ta Adana’da halk toplantısı olacak. Ardından Van var ve Ocak ayı itibariyle de ocak başında da büyük İstanbul mitingi var. İstanbul mitingi de ekonomi, özgürlükler ve savaş gündemini içine alan bir miting olacak. Yani ekmek istiyoruz, özgürlük istiyoruz, barış istiyoruz minvalinde. Adı bu değil. Ama bu çerçevede bir büyük miting. Bunun için de dost bütün parti ve kurumlarla sendikalarla ortaklaştırarak bu mitingi yapmak üzere arkadaşlarımız çalışmalara başlamış bulunuyorlar. “Bu çemberi ancak böyle yıkabiliriz. Yani çok büyük devasa gösteriler yaparak bu karanlığı dağıtabileceğimizi düşünüyoruz.”

‘BÖLGEDE BARIŞ ÜLKEDE DEMOKRASİ’

Dış politikaya dair de bilgi veren Akdeniz, “Taksim saldırısı meselesindeki yaklaşımımız, bizim değerlendirmemiz şudur; sineklerle uğraştırıp bataklığı konuşmayalım istiyorlar. Son terör saldırısında da yaptıkları buydu. Bu saldırıyı çok şiddetle kınadığımızı ifade ettik. Suriye en büyük bataklıktır, Libya bir diğer bataklıktır. Azerbaycan, Ermenistan geriliminde Türkiye’nin taraf olması, savaş bataklığına atılan bir başka adımdır. NATO’yla ilişkiler bağlamında Ukrayna’da atılan bazı adımları da biz son derece tehlikeli görüyoruz. Özellikle İHA SİHA satışlarında. Dolayısıyla sorgulanması gereken esas olarak bizim bakımımızdan halka bunu anlatmaya çalışıyoruz Bu bataklıkta Türkiye’nin ne işi var? Siyaseten çekilmediğimiz zaman barış politikalarına dönmediğimiz zaman ki burada şunu slogan olarak ifade etmek yanlış olmaz. Bölgede barış ülkede demokrasi. Ana mottomuz bu bizim. Bölgede barışın olması için askeri bütün güçlerin Türkiye’ye çekilmesi gerekiyor. Emperyalistlerin bizzat dahil olduğu bir vekalet savaşında yani Suriye’de Türkiye’nin olmaması gerekiyor. Çekilmesi gerekiyor. NATO’dan çıkılması gerekiyor. Emperyalistlerin de bölgeden çekilmesi gerekiyor. Bizim ancak siyasetin denklemini böyle değiştirebiliriz” dedi.

 

‘KÜRTLER HAKLARIYLA VARDIR’
Kürt sorunu hakkında da politikalarını anlatan Akdeniz, “Kürt sorununun sadece Türkiye’ye özgü bir iç sorun olmadığı bunun aynı zamanda Irak’ta son İran olaylarında Suriye’de bir bütün olarak bölge sorunu olduğu da çok net bir biçimde kendisini gösterdi. Dolayısıyla bölge barışı ve bölge barışı içerisinde emperyalistlerin bölgeden çekildiği halkların kendi kaderine, kendilerinin özgürce karar verebildiği bir barış siyasetine dönülmesi gerekiyor. Bunun savunulması gerekiyor. Kürt sorununun demokratik çözümünü içermeli. Talepleri neyse onlardır. Anadil başta olmak üzere Kürtler haklarıyla birlikte vardır. Haklarını kaldırdığınızda onlara Kürt demenizin bir anlamı yok. Kalmıyor. eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşam demokratik bir anayasa halk egemenliğine dayalı yeni bir Türkiye ve bir kurucu mecliste yeni bir geçiş süreci sağlanabilir. Halk egemenliğinin temel unsuru bu olabilir. Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail’le el sıkışmalar çok yazıldı, çizildi. Bu yeni bir manzara değil. Erdoğan pragmatizminin ve AKP pragmatizminin Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanlığından bu yana farklı tezahürlerinden bir tanesi ama burada açık olan bir şey var. Otoriter rejimi pazarlayan bir yaklaşım içerisinde Erdoğan. Bunu da görüyoruz. açık bir biçimde. Bunu da fark ediyoruz. Tabii ki Türkiye’nin Diğer ülkelerle ilişkileri iyi olmalıdır. Suriye’de de bu böyle olmalıdır. Ama bunun özgürlükler bölge barışı, emperyalist planlardan uzak duran demokratik kriterleri olan bir çerçevede olması gerekir” dedi.

Akdeniz şunları söyledi:
-Baş gündem Ekonomi mi Güvenlik mi Suriyeliler mi? Hepsi. Yani öyle bir denkleme geldi, bizim fabrikalardan ve sanayi havzalarından, emekçilerden aldığımız izlenim de o yönde. Ne can güvenliği var bu ülkede ne ekonomik olarak rahat nefes alma sorunu var? Hiçbir şeyi çözemiyor. Sınır güvenliği de bu kapsamda topunu çözemeyen bir şey yaklaşımı var. tabanda dolayısıyla her birinde nefes almak bu rejimden kurtulmaya bağlı.

-Alevi örgütleriyle temaslarımız oldu. Cemevleri ziyaretlerimiz oldu. Talep son derece net. Yani AKP kendi Alevi modelini yaratmaya çalışıyor. Devlet camilerden elini çekmeli, Cemevlerine hiç girmemelidir. Bu kampanyayı biz en güçlü şekilde bu kurumlarla birlikte örgütleyeceğiz. Devletin din karşısında, mezhepler karşısında tam yansızlığı ve laiklik bizim ana ilkelerimizden biri. Hem parti olarak hem de ittifak olarak.

-Şu an çok yoğun bir kampanya içerisinde bizim kadın örgütümüz. Çocuklara bir öğün ücretsiz yemek, etkili oldu. Meclliste de karşılığını buldu ama iktidarın bu konuda adım atmaya niyeti yok. Gerçekten o çocuklar derste bayılıyor, ekmek bulamıyor. Çok daha fazlası var. Türkiye’nin Sosyoekonomik tablosunu göstermesi bakımından da ibretlik. Bu çalışmayı bırakmayacağız. Yani geçici bir çalışma olarak ele almayacağız.

-Gençlik çalışması açısından eğitim zaten tamamen ayrıcalıklı hale geldi. Yani varlıklı kesimlerin çocukları kolejlerde ötekiler, ötekiler ya MESEM’de  ya da imam hatiplerde. Bir milyonu çocuk çıraklık eğitim adı altında işçileştiriliyor. Sınıfsal bir fark var bu açıdan. Pergelin ucunu oraya batıracağız. Yani çalışmamızın ana derinliği burası olacak.

-Katar biliyorsunuz 2023 turnuvası var. 18  Aralık final günü. Yani kupanın verileceği final maçı o gün oynanacak. 18 Aralık Aynı zamanda Uluslararası Göçmenler Günü. Stand yapımında 6500  göçmenin en az hayatını kaybettiği ifade ediliyor.  O günü uluslararası bir eylem gününe çevireceğiz. Bu yönde de görüşmelerimiz var. Hazırlıklarımız var.

-Emek Partisi’nin göç politikası çoğunlukla anlaşılmıyor ya da biz anlatamıyoruz. ‘Suriyelileri mi düşünüyorsunuz? Emek Partisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını mı düşünmüyor mu?’’ gibi sorularla karşı karşıya kalıyoruz.  Biz insanlığı düşünüyoruz, ikisini de düşünüyoruz. Emperyalizme karşı da bu göç stratejilerini bir mücadele alanına dönüştürmeye gayret gösteriyoruz. Türkiye’nin bir uyuşturucu geçiş merkezi haline gelmedi, depo ülke haline geldi. Türkiye’de bunun üzerine gidilmesi lazım. 50 bin civarında bir sığınmacı grubu nasıl olur da sığınmacı oldukları halde eğitilip donatılarak silahlandırıldı. Ve ÖSO gücü olarak yeniden savaş bölgesine gönderildiler. Bu uluslararası bütün sözleşmelere aykırı bir durum. Ama o kadar rahat yaptılar ki bunu. Bütün bunları ele aldığımız zaman şunu görüyoruz. 15 bin civarında Suriye ve Türkiye ortaklı şirketler var. Yani Suriye’den ilk kaçanlar zenginler. Zengin sınıflar kendi insanlarını sömürüyorlar. Cihatçı otobanına dönüştü. Çok sayıda uluslararası suçlara bulaşmış kişi var. Tespit edilemiyor. Ayıklanamıyor ve sınırı çok rahat geçiyor ve korunuyor. Ve onlara koridor açılıyor geçmeleri için. Organ mafyası var. Göçmen kaçakçıları ya da o şebekeler artık terör kanallarına da girmiş durumdalar. Son saldırıda bu da görülüyor. Ve uyuşturucu trafiğiyle de iç içeler. Bütün bunların ayıklanması gerekiyor. Yani biz genel olarak Suriyeli sevici değiliz yani. Böyle bir yaklaşımımız yok. Bunların ayıklanması gerektiğini söylüyoruz. Sivil, masum ve emekçi sınıftan mültecilerin ayrılması, ötekileştirilmemesi ve ortak mücadele zemininin bulunması ama diğer kesimlerin de kesinlikle ayıklanarak uluslararası mahkemelere mi verilecek ne yapılacaksa bu talebin tabii ki yükseltilmesi gerektiğini söylüyoruz.

SORULAR VE YANITLAR

Akdeniz konuşmasının ardından gazetecilerin sorularına yanıt verdi.  “Ortak aday konusunda fikriniz, tutumununuz nedir?” sorusuna Akdeniz, parti olarak henüz seçim taktiklerini belirlemediklerini  söyledi.  EMEP’in içinde olduğu Emek ve Özgürlük İttifakının, ortak bir adayı destekleme ya da kendi adayını çıkarma seçeneklerini benimseyebileceğini, temel tutumunun ise tek adam iktidarına son vermeyi mümkün kılacak bir politik tutum olacağını ifade eden Akdeniz, “Ama kimse emekçilerin, Kürtlerin, Alevilerin oylarını da çantada keklik olarak görmesin.” dedi. Akdeniz, EMEP’in, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kuruluşunun ilan edilmesinden önceki dönemde çeşitli görüşmeler gerçekleştirdiği Sol Parti ve TKP’nin de içinde olduğu ‘Sosyalist Güç Birliği’ ile ilişkilerine ve bu birliğin neden ayrı hareket ettiğine dair soru karşısında ise, Sol Parti ya da TKP adına konuşmasının mümkün olamayacağını belirtirken, “Biz bundan sonra da Emek ve Özgürlük İttifakı ile Sosyalist Güç Birliğinin birçok süreçte ortak mücadeleler içinde bulunabileceğini düşünüyoruz. Daha önce Emek ve Özgürlük İttifakı içinde olan ancak daha sonra ayrılan Halkevleri ile de aynı şekilde. İlişkilerimiz olumlu, dostane bir biçimde devam ediyor.” dedi.