Ölüme Ve Yıkım Kaderimiz Değil;
Sağlıklı Ve Korunaklı Kentleri Birlikte Kazanacağız
Bugün 17 Ağustos 1999 Gölcük Depremi’nin yıl dönümü. Yıllardır 17 Ağustos’un yıkıcılığının izlerine rağmen bu sene de Türkiye’de doğal afetlerle etkin şekilde mücadele edilecek önlemlerin alınmadı. Bu sebeple başta deprem, sel ve yangın gibi doğal afetler, etkisi her sene daha da büyüyen felaketlere ve yeni yıkımlara yol açıyor; gelecekte yaşanacak daha büyük trajedilere ise şimdiden davetiye çıkarıyor.
Bugünden birikerek gelecekte de yaşanacak olan doğal afetlerin bir trajedi boyutuna dönüşmesi durumunu yaratan temel nokta bugün iktidar ve sermaye gruplarının hem doğa hem de kentler üzerinde kurmuş olduğu rant ve kar ilişkisidir. Rant ve kar uğruna senelerdir Türkiye’nin gerçeklerine bir çözüm üretmeyen iktidar; sermaye güçleri ile kurduğu rant ilişkisinden dolayı önlemler almak yerine aksine deprem, sel gibi çok büyük yıkımların sebebi olan afetlerin yıkıcılığını artıran birçok uygulamaya izin vermektedir. Dere yataklarına yapılan evlerde on binlerce emekçinin kuvvetli yağışlarda ve kaçak izinlerle yapılmış deprem yönetmeliğine uygun olmayan binalarda oturan yüz binlerce emekçinin olası bir depremde yaşayacağı trajedinin boyutu her geçen gün katlanmaktadır. Beklenen doğal afetlerin yıkıcılığı ile birlikte bugün İstanbul açısından ciddi bir sorun haline gelen kiralarda yaşanan artışla bütünleşen konut sorunu da çözülmediği takdirde deprem, sel gibi afetlerin yıkıcılığını artıracak boyutlara ulaşmıştır. Barınma sorununu çözemeyen emekçilerin depremden, selden daha fazla etkilenecek olan daha ucuz ve korunmasız konutlara itilmesi karşısında İstanbul’da boş olan milyonlarca konut; iktidarın konut piyasasında yarattığı sermayeden taraf tabloyu gözler önüne sermektedir. Bu iktidarın emekçileri düşünmediği ve emekçileri felaketlerden koruma gibi bir öncelikli planı olmadığı bugünlerde bütün gerçekliğiyle ortaya çıkmıştır.
BU İKTİDAR EMEKÇİLERİ FELAKETE SÜRÜKLÜYOR
İstanbul ve Marmara Bölgesi’ni bekleyen Büyük Marmara Depremi gerçeğini göz önünde bulundurursak 17 Ağustos’tan çok daha yıkıcı bir depremin giderek yaklaşmakta olduğu bir gerçek. 1999’dan bugüne kadar iktidar koltuğunda oturanlar ise bu gerçeğin farkında olmalarına rağmen İstanbul’u bekleyen olası deprem senaryolarıda İstanbul halkını koruyacak hiçbir gerçekçi çözüm üretmediler. Bugün iktidar ve onun temsilcisi olduğu sermaye grupları adeta “İstanbul’un taşı toprağı altın” diyerek kentin her alanını kendi karlarını artıracak rant projeleri ile doldurmuş durumda. Bugün İstanbul’un ekolojik olarak önemli olan, halkın nefes aldığı parklar ve yeşil alanlartalan ediliyor. Çekmeköy’de, Riva’da ve İstanbul’un kuzeyinde lüks yaşam alanları yapılması uğruna araziler inşaat şirketlerine peşkeş çekiliyor. Olası deprem toplanma alanları avm, rezidans projeleri için her gün ihaleye çıkarılıyor, iktidar mahkemelerden çıkan iptal ve yürütmeyi durdurma kararlarını bile rant için kolaylıkla hiçe sayıyor. Yine İstanbul’da depreme dayanıklı konutlar yapılması bahane edilerek yapılan fakat yüzü emekçilere değil şirketlere dönük olan kentsel dönüşüm projeleri ile birçok emekçi evinden zorla çıkarılıyor. Kentsel rantın yüksek olduğu Fikirtepe, Okmeydanı, Tozkoparan, Tarlabaşı gibi mahallelerde deprem için değil kar ve rant uğruna yapılan dönüşümler ile emekçilerin elektriği, gazı, suyu kesiliyor. Hala yaşamakta olduğumuz bu örnekler iktidarın, sermaye ile olan bağını ve İstanbul’u bir felakete nasıl adım adım hazırladığının bir resmidir.
İstanbul’da yaşam alanlarının büyük bir çoğunluğunun depreme dayanıksız olduğu ve olası bir depremde en çok emekçilerin, yoksulların etkileneceği açık bir gerçekken iktidar emekçilerin yaşamını koruyacak, İstanbul için gerekli olan adımların hiçbiri atmamaktadır. Şirketlerin ihalelerine, imar kanunlarına sıra geldiğinde bir gecede apar topar kararlar alan, kentsel dönüşüm projeleri için bir gecede mahalleleri polis ve yıkım ablukasına alan, Kanal İstanbul gibi halkın vergilerinin şirketlerin karını garanti etmek için kullanılacağı rant projesi için bir bir ihaleler açan iktidar; İstanbul’un asıl sorunlarına karşı rant ve kar getirmediği için bilerek kayıtsız kalmaktadır. Bu kayıtsızlığa karşı İstanbul halkına ve emekçilerine düşen bulunduğu tüm alanlarda kuracağı örgütlü ilişkilerle birlikte kendi yaşamını ve yarınlarını güvenli hale getirecek adımları atmak için şu talepler etrafında mücadele etmeye çağırıyoruz:
– İstanbul’da başta deprem ve diğer afetlere karşı dayanıksız olan yerleşim alanlarında ranta ve kara dayanmayan kamusal bir yaklaşımla birlikte acil bir kentsel dönüşüm modeli uygulanmalıdır. Emekçilerin barınma hakkını ve kamusal haklarını ellerinden alan her türlü kentsel dönüşüm ve yenileme projesi iptal edilmelidir.
– İstanbul’da yaşanacak olası afetlerde halkın güvenli bir şekilde afet bölgelerinden tahliye edilmesini, can ve mal güvenliğinin garanti altına alınmasını içeren “acil afet eylem planlarının” halkın katılımı ile birlikte oluşturulmalıdır.
– İstanbul’da doğal afetler karşısında halkın güvenli olarak toplanabileceği, temel ihtiyaçlarını karşılayabileceği yeşil alanların, kentsel boşluk alanlarının ve afet toplanma alanlarının rant ve kar uğruna şirketlere peşkeş çekilmesi acilen durdurulmalıdır. Bunun yerine her ilçede halkın güvenli şekilde erişebileceği afet toplanma alanları ve yaşamsal ihtiyaçlar için gerekli depolama alanları acilen oluşturulmalıdır.
– İstanbul’un karşı karşıya olduğu deprem riskini artıracak rant ve kar projesi Kanal İstanbul bütün planları ve ihaleleri ile birlikte iptal edilmelidir. Kanal İstanbul ve şirketlerin mega projelerine harcanan bütçeler İstanbul’un acil ihtiyaçları için kullanılmalıdır.
