Dünya’da Ve Türkiye’ De Tarım Ve Tarım Politikaları. (2)

BÖLÜM 1 : DÜNYADA TARIM VE TARIM POLİTİKALARI
İstemi Parman, 06.05. 2022

1. GİRİŞ

Tarım ekonomisi rakamsal olarak küçük olmakla beraber, tarımsal üretim ,
gıda sanayii, tarım alet ve makineleri, gübre ve ilaç gibi alanlarda sanayi
sektörünü, depolama, pazara ulaşım, pazarlama ve satış gibi alanlarda hizmet
sektörünü önemli ölçüde tetikliyor.
Öte yandan, tarımın ekonomi, ticaret, hukuk, sosyal ilişkiler, iç ve dış ticaret,
uluslararası ilişkiler ve iç politika açılarından önemi de yadsınamaz. Son olarak,
üretimden tüketime her durumda kamu otoritesinin müdahale ettiği, hatta
etmek zorunda kaldığı, tarım sektörünün bu nedenle tüm toplumu doğrudan
ilgilendirdiği de gözönünde tutulmalıdır.
Son dönemlerde, tarımla ilgili olarak, dünyada ve ülkemizde, uluslararası
ilişkiler ve iç politikanın yanı sıra, beslenme, tarım ürünü fiyatları, tedarik zinciri
sorunu, iklim değişikliği, kuraklık ve yetersiz sulama gibi konuların ön plana
çıktığını, gündemde giderek artan bir şekilde yer aldığını ve yoğun tartışmalara
yol açtığını dikkate alarak, tarım konusunda düşüncelerimi açıklamak istedim.
Bu konunun ülkemiz açısından, hayati bir önem taşıdığına inanıyorum ve bu
nedenle kamuoyunun dikkatini bir kez daha çekmek istiyorum.
Teknik konularda daha geniş bilgi sahibi olmayı arzu edenlerin, TUİK, DTÖ, ITC.
FAO, Dünya Bankası , Tarım ve Ticaret Bakanlıklarının istatistik ve raporları ile
çok sayıdaki yazı ve makaleye başvurabilecekleri tabiidir. Her konuda olduğu
gibi, tarım alanında da söylenmemiş söz, yazılmamış yazı olmadığının bilinci
içinde, yazdıklarımın bir kısmının bilinen hususları da içerdiğinin farkındayım.
Bir yazıda tarım sektörünün tüm yönleri ile ele alınması mümkün değildir. Bu
nedenle, istemediğim halde, kısaca yazdığım veya hiç değinemediğim hususlar
da olmuştur. Bununla birlikte, bir ürünle ilgili düşüncelerin, örnekleme yoluyla
farklı ürünler için de değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Diğer bazı
önerilerin ise, uygulanma olasılığının olmadığı ve hayal kurduğum ileri
sürülebilir, bu husus doğru da olabilir. Buna rağmen, hayallerimizin
gerçekleşmesi için en temel unsurların , ülkemizin insan sermayesinin ve bilgi
birikimimizin yeterli, toprağımızın ihtiyacımız kadar büyük olduğunu, hemen her

tür ürünü verebildiğini biliyoruz. Öte yandan, özenli bir planlamayla gerekli mali
kaynakları da bulabileceğimizi düşünüyor ve özetle, tarımda tüm istediğimiz
hedeflere ulaşabileceğimize inanıyorum. Yeter ki, isteyelim, Cumhuriyetimizin
ilk yıllarında gösterdiğimiz azim ve gayreti gösterelim ve temel ilkeleri kapsayan
bir tarım anayasası kabul ederek, uygulamalarımızı bu ilkelere uygun ve bir
seferberlik anlayışı içinde gerçekleştirmeye çalışalım.
Yazımıza öncelikle tarımla ilgili bazı temel bilgi ve değerlendirmelerle
başlıyoruz.

2. TARIM VE İNSAN

İnsanların 3 temel ihtiyacı vardır. Beslenme (tarım), barınma (inşaat), örtünme
(tekstil). Çok eski zamanlardan bu yana barınma ve örtünme ihtiyacı daha
kolaylıkla ve fertler için genellikle uzun vadeli olarak giderilebilmiştir. Buna
karşılık beslenme ihtiyacı hergün karşılanması gereken bir ihtiyaçtır ve bu
ihtiyacı gidermek için durmaksızın çaba gösterilmesi gerekmektedir.
Sözkonusu çaba ise, tarih boyunca küçük veya büyük çatışmalara ve özellikle
yerleşik düzene geçildikten sonra tarımsal açıdan verimli bölgelere yerleşmek
amacıyla göçlere ve nihayet sözkonusu bölgeleri ele geçirmek için de
çatışmalara ve savaşlara neden olmuştur. Bu durum gıda güvenliğinin önemini
açıkça gösteriyor.
Ülkemiz açısından baktığımızda, Türkiye’nin günümüzde, barınma sorununu
bazı eksiklere ve yanlışlara rağmen çözdüğü veya hiç değilse çözme kapasitesine
sahip olduğu söylenebilir. Bu çerçevede, temel politik tercihlerin gözden
geçirilerek, başta deprem olgusu olmak üzere, sosyal gereklerin, şehirlerin
optimal nüfus büyüklüğünü aşmaması, çevre ve tarım arazilerinin feda
edilmemesi gibi temel hususların önemle gözönünde tutulması ve ayrıca, arsa
ve bina rantının engellenmesi ve inşaat sektörünün adil vergilendirilmesi gibi
sorunların yeterince dikkate alınmadığı gibi konuları bir yana bırakacak olursak,
sektörün yeterli birikim ve teknolojiye sahip olduğu ve ülkenin tüm ihtiyacını
kolaylıkla karşılayabileceği görülüyor. Tekstil sektörümüzün ise, örtünme
alanında yeterli üretim kapasitesine sahip olduğunu hepimiz biliyoruz.
Beslenme konusunda ise, geleceğe ümitle bakmak oldukça zor gözüküyor.
Gerek dünyada, gerek ülkemizde doğal koşullar giderek olumsuz hale geliyor,
tarımsal alanlar giderek daralıyor, iklim değişikliği ve kuraklık ciddi bir tehlike

olarak beliriyor, çölleşme artıyor, ekilebilir arazi alanları daralıyor. Bütün
bunlara karşın, dünya nüfusunun artmaya devam ettiğine, tarımda çalışan
nüfusun genel nüfus içindeki oranının azaldığını, milyarlarca insanın yeterli
düzeyde beslenemediğinei ve ayrıca ,belki de yakın bir gelecekte, içme suyu ve
tarımsal sulama konularında da büyük sorunlarla karşılaşılması olasılığının
giderek arttığını görmekteyiz.
Bu durumda, yüzyıllar önce bir iktisatçının belirttiği “Gıda ürünlerinin aritmetik,
nüfusun ise geometrik oranlarda arttığı” teorisinin doğrulanması ve bu hususun
yarattığı tehlikenin gündeme gelmesi gibi bir durumla karşılaşılması
mümkündür.
Bütün bu olumsuzların yanı sıra, azalan tarımda çalışan nüfusun da azalmasına
rağmen tarımsal üretimin, zaman zaman uygun olmayan sosyal ve teknik
yöntemler kullanılarak artması da ilginç bir çelişki oluşturuyor.
Bu nedenle sorunlara global çözümler bulunması için ülkelerin ayrı ayrı çaba
göstermelerinin yanı sıra uluslararası planda da ortak çözümler bulunması
gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim, uluslararası kuruluşlar, bilim adamları ve çok
uluslu dev şirketler tüm bu sorunların üstesinden gelebilmek amacıyla yoğun
çaba harcıyor. Bu çerçevede, topraksız tarım, hormonlu ya da genetiği
değiştirilmiş ürünler, küresel ısınmaya karşı alınan tedbirler akla ilk gelen
hususlar arasında yer alıyor. Bununla birlikte, konunun ciddiyetinin, bazı
istisnalar dışında, uluslararası, ulusal ve bireysel düzeyde yeterince anlaşıldığını
söylemek ise, pek mümkün gözükmüyor. İlke olarak, fertler, ülkeler, şirketler,
devletler ve uluslararası kuruluşların bu alandaki sorunları algılamaları ve
çözüm için birlikte çalışmaları ve ortak çözümler bulmaları gerekiyor. Ancak, ne
yazık ki, kişiler ve kurumlar arasında, maddi, ekonomik ve çıkar çatışmalarının
güçlü bir işbirliği yapılmasını zorlaştırdığını görmekteyiz.
Sonuçta, bugün ve ileride yapılacak çalışmalarla beklenen sonuçlara ulaşılıp
ulaşılamıyacağı zamanla görülecektir. Her ne kadar soruna bugüne kadar
düşünülmeyen toplu çözümler bulunabileceğine inansak dahi, bu geçiş süreci
içinde her ülke gibi, Türkiye’nin de, sözkonusu geçiş sürecinin, üretici ve
tüketici vatandaşlarımıza en az zarar verip, en çok yarar sağlaması için tüm
yetkililerin gereken çaba ve özeni göstermesi ve tüm yurtdaşlarımızın da bu
alandaki çabalara, bir şekilde, katılması gerekiyor.

3. TARIM SEKTÖRÜNE İLİŞKİN BAZI VERİLER

FAO istatistiklerine göre, 2000-2019 arası yıllarda tarım sektöründeki bazı
gelişmelere kısaca göz atalım.
Nüfus artışı bugünkü gibi devamı ettiği taktirde, 2050 li yıllarda daha büyük
ekilebilir araziye ihtiyaç olduğu hesaplanıyor. Buna karşılık, her yıl, başta
şehirleşme, tarım arazilerin tarım dışı amaçlarla kullanılmasının artması, iklim
değişikliği, kuraklık, kötü tarım uygulamaları ve tuzlanma gibi nedenlerle, büyük
miktarda ekilebilir arazinin yok olduğunu, verimliliğin azaldığını ve ayrıca,
ormanların yandığını, meraların daraldığını ve insanların doğaya hoyratça
davrandıklarını gözlemliyoruz.
Ekilebilir arazilerin kıtalar ve başlıca ülkeler itibariyle dağılımı :
– Kıtalar : Asya %38; Amerika %24; Avrupa %18 ve Afrika %18 –
Ülkeler : Hindistan 156 milyon hektar (mh) ; ABD 152 ; Rusya 123 Çin 118 ;
Brezilya 81 ; Avustralya 46 ; Ukrayna 32 ; Fransa 18,3 ; Almanya 11,7;
Hollanda 1,02 mh; –
Türkiye 20,3 mh. ile dünyada 15inci sırada .
(not . ölçüm kıstasları değişebildiği için bazı hesaplamalar farklılık gösterebilir).
Değer olarak en fazla tarımsal üretim yapan ülkeler : Çin 830; Hindistan 308;
ABD 177; Endonezya 12; Beazilya 100; Nijerya 86; Japonya 69; Rusya 67;
TÜRKİYE 62 milyar dolar.

4. TARIM, SANAYİ VE HİZMET SEKTÖRLERİ

Tarım, sanayi ve hizmetler ekonominin 3 temel sektörünü teşkil ediyor.
18. yüzyıl sonlarına kadar tarım başat rolde iken, daha sonra sanayi önem
kazanmış ve nihayet günümüzde GSYH içinde hizmet sektörü öne çıkmıştır.
( Hizmet % 61, sanayi % 35, tarım % 4).
Son 19 yılda toplam dünya GSYH’sı % 68 artarak 80 trılyon dolara ulaşmıştır.
Aynı dönemde toplam tarımsal hasıla da artmış ve 3,4 trilyon dolar olmuştur.
Tarımsal hasıla artmış olduğundan, tarım sektörünün toplam GSYH içindeki payı
değişmeyerek % 4 olarak kalmıştır.

Toplam dünya GSYH’sı içinde Asya ülkeleri % 63 ile en büyük paya sahiptir.
(Amerika kıtası %14; Avrupa % 12; Afrika %10 ). En büyük tarımsal hasıla
yaratan 3 ülke ise, Çin, Hindistan ve ABD’dir.
GSYH içinde 3 temel sektörün GSYH içindeki payları, ülkelerin gelişmişlik
düzeyine göre, büyük farklılıklar gösteriyor. Gelişmiş ülkelerde hizmet sektörü
en büyük paya sahipken ( ABD % 80, AB% 70, Çin, Kore ve Japonya yaklaşık %
60), tarımın payı, azalarak ABD’de % 1, AB’de % 3,5 düzeylerine inmiştir. Buna
karşılık, gelişme yolundaki ülkelerde (GYÜ) tarım genellikle GSYH’nın % 20-25’i
kadardır. Kişi başı geliri 1000 doların altında olan en az gelişmiş 50 kadar ülkede
ise, bu oran % 70-80’i bulmaktadır. Bu ülkelerin tarım ürünü ihracatının,
toplam ihracatları içindeki payı da % 75-80 düzeyindedir ve genellikle tek
ürün’e bağlıdır. Tek ürünün ise, çok kez, uluslararası dev şirketler tarafından
üretilip pazarlandığını hatırlatalım.
Öte yandan, tarımda çalışan nüfusun geliri de ülkelerin gelişmişlik düzeyine ve
sektörlere göre çok büyük farklılıklar gösteriyor. Gelişmiş ülkelerde, hizmet
sektöründe çalışanların sayısı ve gelirleri yüksek iken, tarımda çalışanlarının
gelirinin ise, diğer sektörlere oranla, ortalama % 40 düşük olduğunu görüyoruz.
Bu arada, gelişmiş ülkeler tarım çalışanları sayısı azalırken, tarımsal üretimin
artması doğal olarak tarım çalışanlarının gelirinin de artmasına yol açıyor. Buna
karşılık, GYÜ’lerde hızlı nüfus artışına bağlı olarak aile işletmelerinin sayısının
artması sonucunda arazi yüzölçümleri küçülmekte ve bu durum, diğer olumsuz
hususların yanı sıra, sözkonusu ülkelerin üretiminin ve tarım çalışanlarının
gelirlerinin de düşük kalmasına neden olmaktadır.

5. TARIMIN ÖNEMİ

Dünya ekonomisindeki sektörel payının giderek küçülmesine rağmen, tarımın
önemi azalmadan devam ediyor. Tüm ülkeler, herşeyden önce gıda güvenliğini
ve kendine yeterliliği sağlamak ve üçüncü ülkelere bağımlı olmamak için yoğun
çaba sarfediyor. Bu konuda Sovyetler Birliğinin, 1980’lerde buğday açığı
nedeniyle, önemli buğday ihracatçısı olan ABD’nin baskısı sonucu silahsızlanma
anlaşmasına ilişkin bazı siyasi talepleri kabul etmek zorunda kaldığını, birkaç yıl
önce de, Trump’ın Çin’e tarım ürünü ihracatını kısıtlama politikasını
hatırlayalım. Yakın bir gelecekte, su kaynakları ve gıda sorunları nedeniyle,
uluslararası çekişme ve hatta çatışmaların arttığına şahit olabiliriz. Sanayideki

gelişmelerin yanı sıra, büyük miktarlarda üretim yapan gelişmiş ülkelerin,
yeterli ürün üretemeyen ve yeterli gıda ürünü temin edemeyen GYÜ’ler
üzerinde yapacakları ekonomik ve siyasi baskılarının artması muhtemeldir.
Tarım, ayrıca iç politika ve sosyal açıdan da, büyük önem taşıyor. Tüm
yönetimlerin temel önceliğinin halkını doyurmak olduğu, aksi halde, tarihte
birçok örnekte görüldüğü gibi, çıkabilecek iç olayların önemli boyutlara
ulaşacak olmasından büyük endişe duydukları kuşkusuzdur. Bu arada, zor
koşullarda çalışan çiftçi ve tarım emekçiler şehirlere göç ederek tarım dışı
alanlarda çalışmayı tercih ettikleri görülüyor. Bu arada, bir kez tarımdan
ayrılanları, düşük gelir getiren zorlu tarla çalışmalarına döndürmek oldukça zor
hatta imkânsızdır. Bu nedenle, sözkonusu kişilerin köyü ve tarlayı hiç
terketmemelerini sağlamanın yetkililerin en önemli görevlerinden biri
olduğuna kuşku yoktur.
Öte yandan, gelişmiş ülkelerde tarımdan sağlanan gelirlerin artması sonucu,
tarımsal bölgelerde yeni iş sahaları açılmakta ve tarımdan ayrılanlar, büyük
şehirlerin maddi ve sosyal zorlukları ile karşılaşmanak için, kendi bölgelerinde
yaratılan yeni iş alanlarında çalışmayı tercih ediyorlar. Bu nedenle, Milano,
Berlin, Köln ve Paris gibi büyük şehirleri “taşı toprağı altındır” diye anılmamakta,
nüfusları artmamakta ve GYÜ’lerde görüldüğü gibi, İstanbul, Kahire, Mexico
mega şehirler oluşmamakta, buna karşılık, tarımsal bölgelerdeki küçük kasaba
ve şehirlerin nüfusu artıyor. Öte yandan, gelişmiş ülkelerde sanayi
işletmelerinin tarımsal bölgelerde küçük yerleşim yerlerine dağılması, bu
bölgelerde doğrudan istihdamı geliştirdiği gibi, hizmet çalışanlarının da sayısını
da arttırmaktadır. Bu durumun, ulaşım ve konut harcamalarında, çalışanlar ve
tabii işletmeler için önemli tasarruf sağlamakta, daha ucuz yaşam koşullarının
sağlanmasına imkan vermektedir. Anadolu’nun çeşitli bölgerinde açılan
fabrikalarımız, Cumhuriyetimizin ilk yıllarından itibaren, ülke sathına yayılan
tarımsal sanayi fabrikalarımız, aynı zamanda bu bölgelerde tarımın yanı sıra
sosyal gelişmelerin de öncülüğünü yaptığı kuşkusuzdur.
Öte yandan, tarımdan esirgenen yardım ve desteklerin büyük şehirlerin artan
altyapı ihtiyacı için harcanmak zorunda kalındığı da unutulmamalıdır.
ABD ve AB’nin tarımda çalışan nüfusun ciddi olarak azalmış olmasna karşı çare
olarak, mevsimlik yabancı tarım işçisi çalıştırma yöntemine başvurduklarını

gözlemliyoruz. Geçici olarak çalışan mevsimlik işçilerin çeşitli sosyal sorunlarla
karşılaştıkları ve yerli işçilere göre daha düşük ücretle, daha zor koşullarda, çoğu
zaman kaçak olarak çalıştırıldıkları, sosyal güvenliklerinin olmadığı ve bazı
yönetimlerin bu duruma bilerek göz yumdukları biliniyor. Her ne kadar,
Türkiye’nin işsizlik ve döviz sorunu, gerçekte yabancı mevsimlik işçi
kullanılmasına imkân vermese de, tarlalarda tarım işçisi ve dağlarda çoban
ihtiyacının, suriyeli, afgan ve diğer süresiz misafirler tarafından karşılandığına
şahit olmaktayız..

6. TARIMSAL İŞGÜCÜ

21. yüzyılın ilk 20 yılında dünya nüfusunda ve tarımsal üretimde kaydedilen
artışa rağmen, tarımda çalışanların sayısının azalarak 1.050 milyon’dan 884
milyon’a, tarım işçilerinin toplam işgücü içindeki payının da % 40’lardan %
27’ye indiğini görüyoruz.
Aynı dönemde, temel tarım ürünleri üretimi ise % 50 oranında artarak 9.2’den
13.5 milyar tona yükselmiştir. Üretimin yarısını, başta buğday olmak üzere,
hububat ürünleri oluşturuyor. Ayrıca et üretimi %50 artışla 342 milyon ton
olmuş, bitkisel yağ üretimi de % 108 artmıştır. Ne yazık ki, Türkiye’nin bu
artışlarda bir payı olmamıştır.
Bu arada, tarımsal mücadele ilacı kullanımı da 3 misli artmış, gübre kullanımı da
190 milyon tona ulaşmıştır.
Bütün bu gelişmelere rağmen, günümüzde dünya nüfusunun , büyük
çoğunluğu Asya ve Afrika’da olmak üzere, yaklaşık % 9-10’unun yetersiz
beslendiği ve bu durumun zaman zaman büyük facialara yol açtığı görülüyor.

7. TARIM ÜRÜNLERİ NELERDİR ?

Tarım ürünleri genel olarak 2 ana gruba ayrılıyor.
a- Gümrük tarife cedvelinin (GTC) 1 ilâ 24. Fasıllarında yer alan ve
beslenmek için doğrudan ve gıda sanayii tarafından işlenmiş veya dolaylı olarak
tüketilen fasılları alan gıda ürünlerinden bazıları :
– Balıklar ve deniz ürünleri,
– Canlı hayvanlar, et, et mamulleri, süt, sütlü mamuller,
– Hububat ( Buğday, arpa, yulaf, çavdar vs)

– Yaş ve kuru meyve ve sebzeler,
– Şeker ve şekerli mamuller,
— Yağlı tohumlar,
– Bitkisel ve hayvansal yağlar,
– Çay, kahve, kakao ve baharat,
– Alkollü ve alkolsüz içkiler,
– Tütün ve tütün mamulleri, vs.
b- Sanayi ham maddesi tarım ürünleri : Tarım ürünü olmakla birlikte, sanayi
ham maddesi olarak kullanılan ürünler ve bunlardan elde edilen mamuller
sanayi malı olarak değerlendirilmekte ve işlem görmektedir. Bu ürünler GTC’nin
1-24 dışındaki sanayi ürünleri fasıllarında yer almaktadır.:
– Tabii kauçuk: bölüm 4 ; İpek : bölüm 50 ; Yün : bölüm 51 ;
– Pamuk : bölüm 52 ;
– Tekstil ham maddesi elyaflar : bölüm 53 ( keten, jüt ve son zamanlarda
birçok ülkede ekimine izin verilen ve ekonomik önemi giderek artan kenevir);
– Kereste, kontrplak ve diğer orman ürünleri ;
– Ham ve işlenmiş deri.

8. ULUSLARARASI ŞİRKETLER VE TARIM

Uluslararası şirketlerin sayısı 1970 lerde 4000 iken günümüzde 80.000’i
geçmiştir ve dünya toplam GSYH’sı içinde % 25’e yakın bir alanı
kapsamaktadırlar. En büyük 100 uluslararası şirket içinde 9’u tarım sektöründe
faaliyet (üretim+ticaret) gösteriyor:
ABD : 1. Cargill , 2. ADM, Dupont ve John Deere;
Almanya : 3. Bayer ( Monsanto’yu satın aldıktan sonra) ve BASF ;
Birleşik Krallık : CNH ve İsviçre : Syngenta .
En büyük 3 şirketin iş hacmi 230, diğer 6 şirketin ise 144 olmak üzere 9 önemli
tarımsal şirketin toplam 374 milyar dolar düzeyindedir.

9. DÜNYA TARIM ÜRÜNLERİ TİCARETİNE İLİŞKİN BAZI VERİLER

2020 yılı toplam tarımsal ürün ihracat hacmi : 1.167 milyar dolar ( myd )
(toplam dünya ihracatının yaklaşık %12’si). Sözkonusu ihracat hacminin
%50’den fazlasını oluşturan 5 tarımsal ürün ve ürün grubu:
-Meyveler ve kuru yemişler (144 milyar dolar)
-Et ve sakatat (135 myd),
-Katı ve sıvı yağlar (133 myd),
-Hububat (125 myd / buğday 44 myd)
-Yağlı tohumlar (109 myd).
2021 yılı en büyük tarım ürünü ihracatçısı ülkeler : ABD (150 myd), Hollanda
(100 myd), Almanya (86 myd), Fransa (74 myd), Çin (63 myd), Brezilya (44
myd), İtalya (43 myd) . TÜRKİYE : 23 milyar dolar.
En çok tarım ürünü ithalatı yapan ülkeler : ABD, Almanya, Japonya, Çin,
Birleşik Krallık, TÜRKİYE: 17 milyar dolar.

TARIM ÜRÜNLERİ TİCARETİ ‘NİN HUKUKİ ALTYAPISI
10. GATT dönemi

İkinci Dünya Savaşı sonu yeni bir ekonomik düzen ve işbirliği ortamı yaratılması
amacıyla kalkınma ve finans alanlarında kurulan İMF ve Dünya Bankası gibi
kuruluşların yanı sıra serbest uluslararası ticaret sisteminin oluşması için GATT
(Tarife ve Ticaret Genel Anlaşması ) imzalanmıştır. 7 tur müzakere sonucu
gümrük indirimleri ve kısıtlamaların kaldırılmasının gerçekleşmesiyle,
uluslararası ticaret hacmi ve refah düzeyi artmıştır. Bu arada, serbestleştirme
bir dönem (1947-1994) sadece sanayi mamulleri için sözkonusu olmuş, tarım ve
tekstil sektörleri bu dönemde sürecin dışında dışı kalmıştı. Bu durumun,
tarımın ve tekstilin kendine özgü zorluklarından ve ayrıca hükumetlerin
sözkonusu sektörlerle ilgili olarak, iç politik nedenlerden kaynaklanan, tutucu
ve çekimser politikalarından kaynaklandığına kuşku yoktur.

11.DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ dönemi ve DTÖ TARIM ANLAŞMASI

GATT sisteminin eksikliklerini gidermek için uzun süren müzakereler sonucu
imzalanan çeşitli anlaşmalar 1 ocak 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Birçok
yeni alanda uluslararası ticaretin çeşitli yönlerini kapsayan bu anlaşmalardan

biri de DTÖ Tarım Anlaşmasıdır. GATT/DTÖ sisteminde oylama ve çoğunlukla
karar alma yöntemi uygulanmamakta, anlaşmalar yapılan müzakerelerin
sonucunda bir uzlaşmaya varıldığı ve belli sayıda ülke tarafından onaylandığı
taktirde yürürlüğe girmektedir. Tarım Anlaşmasının uygulamaya geçirilmesi için
2001 aralık ayında, DTÖ DOHA bakanlar konseyinde, kabul edilmiş olan
bildiriden bu yana, geçen 21 yılda, sürdürülen müzakerelerde, bazı konular
üzerinde uzlaşma sağlanmış olmasına rağmen, bugüne kadar, nihai bir
anlaşmaya varılamamıştır.
Konunun zorluğunu gösteren en önemli örnek, tarıma büyük destek veren ABD
ile AB arasında, ekonomik yakınlaşma amacıyla büyük umutlarla başlatılan
Transatlantik Anlaşması müzakerelerinde tarım konusunda ayrışan çıkar
çatışmalarıdır. Bu arada, Boeing- Airbus rekabeti başka bir etken olduğu
söylenebilir.Ayrıca, yeterli ulusal stok oluşturmak için tarım ürünleri ihracatının
serbest birakılmasını isteyen Hindistan ile ABD çekişmesi ve benzer ikili
sorunların yanı sıra, genel olarak iklim değişikliği, genel kuraklık gibi sorunlar
da uzlaşmayı zorlaştıran başka etkenlerdir.
Tam bir uzlaşma sağlanamamış lmasına rağmen, Tarım Anlaşmasının bazı
yararları da olmuştur. Nitekim, tarım ürünleri ticaretinde, bazı engellemelerin
asgariye indirilmesi ve aşırı yüksek gümrük vergilerinin belli bir oranda
düşürülmesi (de minimus kuralı), üye ülkeler arasında farklı işlem yapılmaması
(En Çok Kayrılan Ülke kuralı), yerli ve ithal ürünler arasında ayırımcılık
yapılmaması, adil işlem ve uluslararası ticaret kurallarının şeffaf olması gibi
uluslararası ticaret hukukunun en temel ilkelerinin tarım ürünleri ticaretine de
uygulanmaya başlanması mümkün olmuştur.

12. TARIMIN GENEL SORUNLARI

Coğrafi, ve iklimsel farklılıkların yarattığı sorunların yanı sıra tarımın tüm ülkeler
için geçerli ortak sorunlarına kısaca değinelim:
– Doğa koşullarına bağlı devrevi ve mevsimsel üretim,
– Bazı ürünlerin kısa sürede bozulabilir olması nedeniyle stoklama sorunları ve
yetersiz stoklama altyapısı,
– Pazara erişim ve tedarik zinciri sorunları
– Küçük arazi sahipleri ve devamlı veya mevsimlik tarım işçilerinin düşük gelir
düzeyi ve sosyal güvenlik sorunları, –

– Arz elastikiyeti olmaması. Ürün bol olunca talep artmıyor, fiyatlar ucuzluyor
ve üreticinin geliri düşüyor.
– Talep elastikiyeti de yok. Kötü hava koşulları nedeniyle, üretim düşük
olduğunda talep değişmiyor, kısa sürede ilave üretim mümkün olmadığından
fiyatlar yükseliyor, spekülasyona yol açıyor. Durumdan stok yapanlar, aracılar
ve uluslararası büyük şirketler yararlanıyor. Üretim miktarı da az olduğu için,
çiftçinin geliri bu durumda da düşüyor.
– Doğal olarak fiyat yüksekliği en çok alt gelir gruplarındaki tüketicilere zarar
veriyor.
– Çiftçiler genellikle kendilerini güvende hissetmiyor. Üretim tabii koşullara
bağlı olduğu için bir tür kumar gibi algılanıyor,
– GYÜ ve Gelişmiş ülke çiftçilerinin üretim sistemleri arasında büyük farklılıklar
var. Gelişmiş ülkelerde tarım üretimi genellikle sermaye yoğun ve büyük
arazilerde (ABD), teknoloji yoğun (Hollanda) yöntemler kullanılarak yapılıyor.
Ayrıca, ciddi kamu destekleri sağlandığından, yüksek verimlilik ve gelirler elde
edilmekte ve tabii üretici de mutlu olmaktadır. Buna karşılık, GYÜ’lerde, hızlı
nüfus artışı ve miras olgusu sonucu aile işletmeleri bölünüyor ve küçülüyor,
buna sermaye yetersizliği ve geleneksel yöntemlerle üretim de eklenince
verimlilik düşüyor ve çiftçinin geliri azalıyor.
– Üretim fazlası olduğunda hükumetler arzı kontrol etmek için, üretim kotası
koyuyor, ekilebilir arazileri sınırlandırıyor. Üretim azalıyor ve fiyatların düşmesi
engelleniyor. Bu arada kotaların alınıp satılması ise, spekülatif kazançlara yol
açıyor.
Tüm bu durumlardan, gelişmiş üretici ülkeler ile uluslararası büyük tarım
şirketlerinin yararlanıyor olmaları şaşırtıcı değildir.
Sonuç olarak planlı, akılcı bir üretim planlaması ve yeterli devlet desteği
olmadığı taktirde, özellikle GYÜ çiftçilerinin hemen her durumda zarar
etmesine veya en azından bir yıllık emeğinin karşılığını yeterince alamamasına
yol açmakta ve sonuç olarak, bu durum çiftçi ve tarım emekçileriyle beraber
tüketicileri de olumsuz etkilemektedir.

13. GENEL OLARAK TARIM POLİTİKALARI

Yukarıdaki kısa açıklamalardan anlaşılacağı üzere, her yıl ve her an değişebilen
iklim koşulları, ülkeler ve ülke içinde bölgeler arasındaki farklılıklar, nüfus,

coğrafi konum, iç ve dış pazara yakınlık, ulaşım ve stoklama olanakları, tarımsal
gübre ve kimya sanayiinin durumu, ürün çeşitliliği, tarımsal işletmelerin
büyüklüğü, tarım aletleri parkı, toprak yapısı, ARGE, çiftçilerin bilgisi, tarım
uzmanlarının yeterliliği ve etkinliği, ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyi, mali
kaynaklar, satın alma güçleri arasında dengesizlik ve nihayet zaman zaman
ülkelerin iç ve dış siyasetinde olası tercihle, popülizm ve bilimsellikten uzak
alınan tarım politikası kararları nedenleriyle ülke, bölge ve ürün temelinde
tarım politikaları, tarıma sağlanan teşvik ve destekler büyük farklılıklar
göstermektedir.
Gerçekten, bazı ülkeler siyasi nedenlerle büyük işletme ve çiftlik sahiplerini
desteklerken (ABD), özellikle toprak mülkiyetinin ufak parçalara bölünmüş
olduğu ülkelerde, daha çok sosyal amaçlı destekler uygulanmaktadır. Döviz
durumuna göre, ihraç ürünü üretimi daha çok teşvik edilmekte veya kendine
yeterlilik ön planda tutulmaktadır. Ülkelerin tarımsal destek, teşvik ve doğrudan
yardım politika ve uygulamalarının zaman içinde değiştirdikleri de
görülmektedir. DYÜ’lerde, destek fiyatlarının hasattan sonra ürün miktarına ve
politik tercihlere göre saptanması spekülasyonlara ve çiftçinin zarara
uğramasına yol açıyor.
Son tahlilde, yeterli gelir sağlayamayan ve hatta zarar eden çiftçi tarlasını
işlemekten vazgeçmekte ve işlediği durumlarda da, finans noksanı nedeniyle
yeterli yatırımı yapamamaktadır. Sonuçta genç nüfus çalışmak için şehirlere
göç ediyor gitmekte ve köyler sadece ihtiyar, çocuk ve kadınların yaşadığı bir
mahal haline geliyor.
Zengin, fakir, büyük, küçük tüm ülkelerin doğru veya yanlış bir tarım politikası
mevcuttur. Başta AB ve ABD olmak üzere, gerek sanayileşmiş ve zengin ülkeler,
gerek GYÜ’ler, tarım ürünleri üretim ve ticaretine büyük destek veriyor.
Küreselleşme savunucusu gelişmiş ülkelerin, tüm liberal söylemlerine rağmen,
özellikle temel tarım ürünleri sözkonusu olduğunda, ihracata verdikleri aşırı
desteklerin GYÜ’lerin tarımı için çeşitli sorunlar yarattığı kuşkusuzdur.

14. TARIMSAL DESTEKLERİN TEMEL AMAÇLARI

Yukarıda sözü edilen sorunlara çözüm getirmek için devletler, 20. yüzyılın
başlarından itibaren, hem iç tüketim için yeterli, hem de olanak ölçüsünde ihraç
konusu olabilecek ürünleri üretmek amacıyla ülke koşullarına ve finansal

olanaklarına uygun farklı politikalar uygulamaya, üreticileri desteklemeye
başladılar. Her ülkenin tarım politika ve tarıma sağladığı desteklerinin temel ve
öncelikli hedefi hiç kuşkusuz halkının gıda güvenliliğini sağlamaktır. Bu konuda
ülkelerin temel hedef ve uygulamalarında genel olarak göze çarpan başlıca
hususlar :
– Çiftçi ve tarım emekçilerinin zor ve özel durumlara karşı korunması,
– Tarım ürünü fiyatlarının istikrarlı ve çiftçilere yeterli gelir sağlayacak düzeyde
olması, fiyatların ürün maliyetlerinin üzerinde oluşmasının sağlanması,
– Üretim yetersiz veya fiyatlar düşük olduğunda, üreticilerin, ürün miktarına
veya ararazi yüzölçümüne göre, doğrudan gelir yardımı ile desteklenmesi,
– Tabii afetlere karşı tarımsal sigorta sisteminin güçlendirilmesi için devlet
desteği sağlanması,
– Tarım emekçilerinin sosyal güvenlik sistemi içine alınması, özellikle
mevsimlik işçilerin sorunlarına uygun çözümler getirilmesi,
– Tüketicilerin temel ürünlere uygun fiyatlarla ve kolaylıkla erişebilmesi,
– Fiyatlarda istikrar sağlanması, ürün fazlalığı dönemlerinde üreticinin zarara
uğramaması için temel ürünlerin, ilgili kuruluşlar tarafından stoklanması,
gerektiğinde alım satıma müdahelele edilmesi,
– Sermaye yoğun çalışan büyük işletme ve çiftçiler ile küçük çiftçilerin
sorunları ve bunların çözümleri farklı olduğundan, devlet müdahalelerinde,
ekonomik etkilerin yanı sıra ile sosyal gerçeklerin de önemle gözönünde
tutulması,
– Fiyatlara müdahale edilirken veya destek ve yardımlar yapılırken üretici ve
tüketicilerin çıkarlarının birlikte değerlendirişlmesi,
– Verimliliğin sağlanması amacıyla, tarım arazilerinin bölünmemesi ve ayrıca,
küçük arazilerin optimal verimlilik düzeyinde birleştirilmesini sağlamak için
hukuki zeminin oluşturulması, aynı amaçla kooperatifçiliğin desteklenmesi,
– Ülke i,çinde gıda güvenliği için yeterli üretime ilaveten dış pazarlar için de
üretim yapılarak döviz getirisi sağlanması.

15. ÜLKELERİN TARIM POLİTİKALARI, DESTEK VE YARDIMLAR

Ülkelerin coğrafi konumları, gelişmişlik düzeyleri, nüfusları, yüzölçümleri ve
halklarının tüketim alışkalıkları nedeniyle, devletlerin yukarıdaki iki paragrafta
genel çizgileri belirtilen politika ve destekleri arasında benzerlikler olmasının

yanı sıra, önemli farklar da bulunmaktadır. Bu başlık altında tüm ülkeleri
incelememiz mümkün olmadığından başlıca Çin, Brezilya, Japonya, Hindistan,
Rusya; Güney Kore, gibi ülkelerin tarım politikalarına kısaca değinecek ve
tabiatıyla, büyük üreticilerden ve bu arada en önemli ihracatçı iki ülke, ABD ile
Avrupa birliğinin uygulamalarını biraz daha geniş açıdan irdelemeye çalışacağız.
Türkiye’de destekler ve yeni bir destek taslağı ile ilgili görüşlerimizi, 2 ve 3.
Bölümlerde inceleyeceğiz.

16. ÇİN

Hiç kuşkusuz en büyük tarım ürünü üreticilerden olan Çin’in temel sorunu 1,5
milyara yaklaşan ve geliri arttıkça daha iyi beslenme koşulları talep eden
nüfusunu doyurmak ve özellikle temel ürünlerde ithalat ihtiyacını en aza
indirmek, ürün azlığı ve gıda temininin yaratabileceği sosyal patlamalara
meydan vermemektir. Gerçekten, gelecekte bazı hassas ürünlere ihtiyacı
olduğunda, siyasi nedenlerle ürün temin edemeyeceğinden endişe eden Çin,
bir süredir, tarım sektörüne 100 milyarlarca dolar destek sağlamakta ve en
büyük desteği mısır ve son dönemde soya üretimine vermektedir Ayrıca,
çiftçilere tarım aletleri dağıtılmakta, gübre ve tarımsal ilaç yardımı
yapılmaktadır. Diğer taraftan, Çin, başta Afrika kıtası ülkeleri olmak üzere, mali
kaynakları olmadığı için yeterli tarımsal yatırım ve harcama yapamayan ve bu
nedenle de üretim sorunları yaşayan ülkelerde tarım arazileri satın alarak veya
kiralayarak, bir yandan bölge ülkelerinin gıda üretimini arttırmaya çalışmakta,
diğer taraftan tarım ürünü ihtiyacının bir bölümünü karşılamanın yanı sıra,
siyasi avantaj sağlamayı da hedeflemektedir. Çin bu faaliyetlerini” Yol ve Kuşak”
projesi içinde yürütmeye çaba gösterirken alt yapı tesisleri kurduğu ülkeleri
borçlandırarak siyasi ve ekonomik baskısını da arttırmaktadır. Bu gelişmeler,
Çin’in yayılmacı politikasının bir parçası gibi değerlendirilebilir veya 21 yüzyıl
türü yeni bir sömürgecilik girişimi olarak da algılanabilir. Gerçekten, Çin’in bu
politikasının, amaçları itibarıyla, yüzyıllar boyunca sömürgeci ülkelerin
uygulamalarından çok da farklı olmadığı söylenebilir.

18. HİNDİSTAN

Hindistan’ın da temel sorunu, Çin gibi, 1,5 milyara yaklaşan vatandaşını yeterli
beslemektir. Bu amaçla, yılda 60 milyar doları aşan tarım yardımını, özellikle,
çiftçiye tarım aletleri, gübre ve tarım ilaçları dağıtmak, kredi kolaylıkları

sağlamak suretiyle yapmaktadır. Ancak, çiftçi başına 100 dolar civarında olduğu
hesaplanan bu yardımın gerçekte ne kadar yarar sağlayabildiği kuşkuludur.

19. RUSYA

Rusya’nın büyük yüzölçümüne karşılık, özellikle Sibirya bölgesindeki nüfusu
düşük yoğunluktadır. 1990’ ların başında, Sovyet sisteminin sona ermesiyle
birlikte, Rusyada, büyük değişiklikler oldu ve bu arada, tarımsal politika ve
uygulamaları da değişmeye başladı. Serbest piyasa düzenine geçişle birlikte,
devlet çiftliklerinin yerini büyük tarım üretim ve pazarlama işletmeleri aldı.
Özellikle, Putin döneminde tarıma büyük önem verildi ve ciddi yardımlar
yapıldı. 10 yıl kadar önce de, Rusya, Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olarak dünya
piyasaları içinde yerini aldı. Bütün bu gelişmelerin yanı sıra, halkın gelir
düzeyinin yükselerek tarım ürünlerine talebinin artması da çiftçi ve köylü
nüfusu memnun etmiş ve üreticinin çalışma şevkini, dolayısıyla verimliliği ve
üretimi arttırmıştır. Bu gelişmede, genç çiftçilere lojman verilmesi ve tarım
aletleri sağlanması gibi desteklerin de olumlu etkileri olduğu kuşkusuzdur .
Rusya’da Tarım sektörü ulusal gelirin % 5ini yaratırken nüfusun % 11’i tarım
alanında faaliyet gösteriyor. 2000’li yıllardan sonraki dönemde merkezi
hükumetin tarımı yönetmekten tamamen vazgeçtiği, daha çok ülke tarımının
stratejik planlama ve yönlendirilmesine yöneldiği görülüyor. Bu çerçevede,
“tarımsal sanayinin gelişmesi programı” gibi milli projeler üzerinde
yoğunlaşılarak, milli stratejiye uygun projelerin uygulanması ve üretimin
desteklenmesi hususları bölge yönetimlerine bırakılmıştır. Bu suretle, yerel
yönetimlerin kendi bölgelerinde milli politikaların uygulanmasını daha kolay ve
etkin olarak yapabilecekleri ve bu arada hükumetin, yeterli gelir ve mali
olanaklara sahip olmayan bölgeleri ayrıca desteklemesi de öngörülmüştür.
Rusya, milli programları çerçevesinde, en yüksek desteği hububat, yağlı
tohumlar, büyükbaş hayvancılık, örtü altı ürünler, süt ve sütlü mamuller, kümes
hayvanları sektörlerine sağlıyor. Öte yandan, yukarıda belirtilenler dahil, birçok
ürünün ithalatı, yüksek gümrük vergileri ile korunuyor ve ithalat asgari düzeyde
tutulmaya çalışılıyor. En çok AB’den ithalat yapılırken, ithalatta önemli bir payı
olan türk tarım ürünlerinin ihracatında, siyasi veya teknik nedenlerle zaman
zaman çeşitli engellemelerle karşılaşıldığını da gözlemliyoruz. Bu duruma
ürünlerimizde sık rastlanan ilaç fazlalığı sorunu neden olabileceği gibi, ülkelerin

tarım politikalarında sıkça rastlanan, yerli ürünleri koruma güdüsünün de
önemli bir etken olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bu arada, Rusya’nın
örtüaltı ürünlerde doğalgaz zengini olmanın avantajına sahip olduğunu da
unutmayalım.

20. BREZİLYA

Brezilya 2000 sonrası dönemde tarımda başarılı uygulamalar gerçekleştirmiş,
tarım ürünleri ihracatını arttırmıştır. Tarımın ekonomide %20, istihdamda %27
payı var. Buna rağmen, halkın beslenme düzeyi yetersiz olmaya devam ediyor.
Brezilya dünya gübre üretiminin % 6 sını kullanıyor ve ihtiyacının dörtte üçünü
potasyum bazlı gübre ithalatı ile karşılıyor. Şeker kamışından doğal olarak şeker
üretilip ihraç edildiği gibi, önemli miktarda alkol de üretilip oto yakıtı olarak
kullanıyor.
Brezilya tarım politikalarını 2 ayrı bakanlıkla yürütüyor. Tarımsal Kalkınma
Bakanlığı’nın görevi, bölgeler düzeyinde sürdürülebilir kırsal kalkınmayı
sağlamak, tarım reformu ve kadastro çalışmalarını gerçekleştirmek ve Amazon
bölgesindeki arazilerin mülkiyeti konusunu düzenlemektir. Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığının görevleri ise, verimlilik artışı ve gıda güvenliğinin sağlanması,
tarımsal ürünlerin pazarlaması ve ihtiyaç fazlası ürünleri ihracatınının
geliştirilmesi ve Brezilyanın, uluslararası tarım ürünleri piyasasının önemli bir
unsuru haline getirilmesi gibi hususlarla görevlendirilmiştir. Bakanlık, üretimi ve
pazarlamayı desteklemek, tarımsal risklerin ve kredi mekanizmalarının
saptanmış hedeflere uygun kullanılmasını sağlamakla da yükümlüdür.
Pazarlama yardımlarının amacı, çiftçilere asgari gelir düzeyi sağlamak ve
bölgelerarası eşitsizliklerle mücadele etmektir.
Bu çerçevede, Bakanlık, ürün stoklayabilir, asgari fiyat sistemi uygulayabilir,
alım-satım ihalelerine katılabilir. Ayrıca, çiftçiler bu konularla ilgili kuruluş olan
CONAB’a, asgari fiyattan ürün satabilir veya belirlenmiş bir fiyattan, geri
satınalma hakkına sahip olarak “gelecek satışı ”(forward sell)” yapabilir ve
asgari fiyatla satış fiyatı arasında bir fark oluşursa bu farkı da tahsil edebilir.

21. KANADA

Kanada yardımlarında daha çok, ürün çeşitlendirilmesi, çevreye duyarlı üretim,
buğday ve hububat üretiminin ve hayvancılığın sigorta edilmesi ve pazarlama

gibi alanlara öncelik vermektedir. Bir süre öncesine kadar geçerli olan “Tren
Kanunu”, buğday ve benzeri üretimin orta bölgelerden limanlara ücretsiz veya
çok düşük ücretle trenle taşınmasını sağlamakta idi. Bu uygulama GATT
hükümlerine göre, doğrudan ihracat yardımı olarak değerlendirilip şikayet
konusu olunca, kanun yürürlükten kaldırılmış ve buğday ihracatçıları buğday
ihracatında ulaşım yardımından mahrum kalmıştır.

22. JAPONYA

Japonya nüfusu yoğun, yüzölçümü ve ekilebilir arazi alanları az bir adalar
ülkesidir. Bu nedenle, hemen her yıl 100 milyar doları aşan ticaret fazlası
vermesine rağmen, tarım ürünleri ithalatını kısıtlayıcı politikalar uyguluyor,
tüketicilerin tüketim alışkanlıklarının fazla değişmemesi için ithal fiyatı düşük
ürünlerde için dahi iç piyasada yüksek bedeller ödeniyor. Pirinç ithalatına
uygulanan yüksek gümrük tarifeleri ve kısıtlamalar ilginç bir örnek teşkil
etmektedir. Japonya, pirinç üretiminin, çok zahmetli ve geleneksel bir tarım
olduğunu, genç japon çiftçilerin pirinç üretimini bırakıp şehirlere göçetmeleri
halinde, bu zahmetli alanda çalışmaya geri dönmelerinin zor, hatta imkansız
olduğunu bilmektedir. Bu nedenle, ülkenin temel gıda maddesi olan pirinç
stratejik ürün olarak değerlendirilmekte, özellikle zor dönemlerde, dışarıya
bağımlı hale gelmemek ve üretiminin devamlılığı sağlamak için çiftçilere çok
büyük destek vermektedir. Tüm pirinç ihtiyacını karşılamak için, bir miktar
pahalı makine ve teknolojik ürünü ihraç ederek, bolca ucuz pirinç ithal
edebilecek olan Japonya’nın, çok daha pahalı olmasına rağmen yerli prinç
üretimini desteklemesi, hiç kuşkusuz, önemle dikkate alınması gereken bir
örnektir.
Japon halkının zenginliğine rağmen fazla gıda maddesi tüketmediği biliniyor. Bu
tutumun, tarım arazilerinin ve üretiminin fazla olmaması nedeniyle yönetimler
tarafından öğretilmiş bir yaşam biçimi olması mümkündür. İhracatçı bir ülke
olan Japonya’nın tarım ürünü ithalat vergileri de düşük olmasına rağmen gıda
maddeleri oldukça pahalıdır. Bu pahalılığın büyük market zincirlerinin yerli ürün
üretim ve tüketimini teşvik için yaptıkları uygulamalardan kaynaklandığı ve
ithal ürünlere süper market raflarının en az ilgi çeken bölgelerinde yer verildiği
görülüyor. Sözkonusu şirketlerin, bu gibi uygulamaları, dış zorlama olmadan,
kendiliklerinden, salt ulusal çıkarları koruma amacına yönelik yaptıklarına kuşku
yoktur. Japon tüketicilerin de bu durumdan fazlaca şikayetleri olmadığı

anlaşılıyor. Başka türlü 100 milyar dolar ticaret fazlası herhalde olamazdı. Bu
durum bize örnek olabilse idi, büyük marketler bolca ithal ürün reklamı yapmaz
ve dolaylı olarak ithal ürünün yerli üründen daha iyi ve kaliteli olduğu algısını
tüketicilerin zihnine yerleştirmeye çalışmazdı. Gerçekten, idam hükmü
kaldırılmamış olsa idi, bu konuda “İngiliz ipi”ni tercihe devam edecektik !

23. ABD

Tarımda çalışanların oranının % 1,5 dolaylarında olduğu ABD’nde, tarımsal
üretim daha çok, 1000-2000 ha. büyüklükte araziye sahip işletmeler tarafından,
yoğun sermaye, gelişmiş AR-GE ve bilimsel yöntemlere dayalı olarak
yapıldığından çalışanların sayısının az olması bir sorun yaratmıyor ve ABD’nin
dünyanın en büyük tarım ürünleri üreticisi ve AB’den sonra ikinci büyük
ihracatçısı olmasını engellemiyor. ABD, aynı zamanda Çinden sonra, en çok
tarım ürünü ithal eden ülkedir.
ABD tarımının 3 temel sorunu : i. toprak yorgunluğu, ii. üretim fazlasının
yarattığı düşük fiyat, stoklama ve pazarlama srunları ve iii. Küçük çiftçinin
mutsuzluğu olarak gösteriliyor. Bunlara, toplam nüfusun %15 inin yeterli
beslenemediğini de eklemek gerekir.
ABD, AB ile birlikte, tarım sektörünü en çok destekleyen ülkelerden biridir.
1920’ lerden bu yana devam eden desteklerden, aile işletmeleri ve küçük
çiftçilerden çok, politik baskıların da etkisiyle, büyük ve zengin tarım işletmeleri
yararlanıyor. Çiftçileri fiyat dalgalanmalarından korumak için asgari fiyat
garantisi veriliyor, fiyatların düştüğü dönemlerde uğradıkları kayıplar telafi
ediliyor, özel durumlardan kaynaklanan zararlara karşı tarım sigortası
primlerinin bir bölümü ödeniyor. Uluslararası fiyat dalgalanmalarına karşı da, ya
doğrudan yardım yapılıyor veya değişik formüllerle üreticilerin zararları
karşılanıyor.
En fazla desteklenen sektörler : Gıda, beslenme, bioenerji ve hayvancılık.
Ayrıca, çevreye uyumlu üretim yapanlara da özel destek verilmektedir. 2018
tarım kanunu ile temel ürünler üretimi, hasat sigortası, tarımsal krediler ve
ARGE alanında yeni programlar da destek kapsamına alınmıştır.
Bunlara ilaveten, tarıma destek için bir çok kanun çıkarılmıştır: Okullarda yemek
milli programı, tarım ürünleri ticaretinin gelişmesi projesi, sulak alanların

korunması, gıda güvenliği, çevre ve tarım, biolojik gıdaların etiketlenmesi bunlar
arasında sayılabilir. Üretim arzının ve fiyatların kontrolü sonucunda üretim aşırı
artarsa, belli büyüklükte bazı arazilerin ekilmemesi veya nadas’a bırakılması
için, sözkonusu arazilerin sahiplerine yeteri kadar tazminat ödenmektedir.
Mali yardım ve desteklerin sonucunda üretim de aşırı artmış ve doğal olarak bu
durum tarım ürünleri ihracatını da önemli ölçüde tetiklemiştir. Buna rağmen,
üretimi arttırıcı politikalardan vazgeçilmemiş, üretimin önü tamamen
açıldığından büyük tarım işletmelerinin üretim ve ihracattaki payları daha da
artmıştır. Büyük işletmeleri verilen desteklerin küçük ve orta boy aile
işletmelerinin aleyhine olmasına rağmen, desteklere bolluk dönemlerinde de
devam edilmesi ilginçtir. ABD’nin her durumda tarımı desteklemesi ve üretimde
sınır tanımaması politikasının stratejik bir tercih olduğu kuşkusuzdur. Bu
şekilde, sanayi, bilişim ve ileri teknolojinin yanı sıra, tarımsal üretimin de,
ABD’nin küresel stratejik çıkarları için büyük önem arzettiği vurgulanmaktadır..
Bu tutumun yansımalarını ABD’nin, Çin ve Orta ve Güney Amerika ile
ilişkilerinde açıkça görmekteyiz. Sözkonusu politikanın ne kadar etkili olduğunu
ise zaman gösterecektir.
ABD’nin, tarım üretimine ve tarımsal ürün ihracatına büyük destek vermesine
ve ayrıca ithalatta çeşitli kısıtlamalar uygulamasına rağmen, kendi ürettiği ve
dünya piyasalarında hakim olduğu, temel tarım ürünlerinin uluslararası
piyasada daha kolay pazarlanmasını sağlamak amacıyla, yoğun bir şekilde
küreselleşme ve liberal politikaların savunuculuğunu ve sözcülüğünü
yapmaktadır. Başta AB, Avustralya, Kanada gibi ülkelerin de, aynı söylemi
paylaştığını görüyoruz. Sözkonusu ülkelerin uyguladığı teşvik ve kısıtlamaların
bir kısmı, DTÖ kuralları ile çelişse de, uygulamalara bir şekilde devam edilmiştir.

24. AVRUPA BİRLİĞİ ve ORTAK TARIM POLİTİKASI (OTP)

Avrupa ülkeleri İkinci dünya savaşı sırasında ciddi gıda sorunları ile karşılaşmış
ve savaş sonrası tarımsal üretimi arttırıcı politikalar izlemeye başlamışlardır.
Avrupa Ekonomik Topluluğunun kurucu 6 ülkesi (daha sonra 28 üyeli Avrupa
Birliği/AB), 1957’de, kendi aralarında sanayi ürünlerine “0” tarife uygulanmasını
öngören gümrük birliğini tesis ettikten sonra, 1963 yılında tarım alanında da,
ulusal düzeydeki tarım politikaları arasında uyum sağlamak, ekonomik
bütünleşmeyi tamamlamak ve bu arada tarım ürünleri üretimini de arttırmak

amacıyla “ Ortak Tarım Politikası”nı (OTP) yürürlüğe koydular ve uygulanmasını
Komisyona verdiler. Komisyon böylece, tarım alanında üye devletler üstü bir
otorite haline gelmiş, hedefleri uygulaması gereken kurallarla ilgili görevini,
FEOGA ( AVRUPA TARIMSAL YÖNLENDİRME VE GARANTİ FONU) üzerinden
yürütmüştür.
Komisyon ve FEOGA, tarım gibi politik ve ekonomik önemi büyük bir sektörde
üye devletler politikalarının ve çeşitli ürünlerle ilgili piyasa düzenlerinin uyumu,
farklı ülkelerde uygulanan fiyatların birbirine yakınlaşması, sanayide olduğu
gibi, tarım da gümrük birliğinin gerçekleştirilmesi, bu hususların, daha sonra
Birliğe katılan 22 ülkeye de uygulanması, üretici ve tüketici çıkarlarının
dengelenmesi ve üye ülkeler arasında çıkar çatışmaları gibi alanlarda çeşitli
güçlüklerle karşılaşılmasına rağmen genel olarak başarılı olmuş, tarımsal
üretimde ciddi artışlar sağlanmış ve OTP’nin, a) AB içinde “Tek Pazar”
yaratılması ve b) üye ülkelerin öncelikle birbirlerinden alış veriş yapmalarını
sağlayan “Topluluk içi tercih” edilmesi hedeflerine ulaşılmıştır.
Bu hedeflere ulaşılırken başlıca aşağıdaki ilkeler ön planda tutulmuştur :
– AB temel tarım ürünlerin üretiminde kendine yeterli hale gelmeli,
– Çiftçi ve tarım çalışanlarının geliri yeterli düzeye çıkarılmalı, (tarımda
ücretler, diğer sektörlere nazaran %40 daha az)
– Verimliliği arttırmak amacıyla, sermaye yoğun, makineleşmiş tarım
yapılmalı,
– Tüketici uygun fiyatlarla gıda maddelerine ulaşabilmeli.
Ayrıca, yukarıdaki hususlar uygulanırken mali dayanışma içinde hareket
edilmesi de amaçlanıyor. Bu çerçevede, tarımı desteklemek için, gerekli mali
kaynakların büyük ölçüde Topluluk bütçesinden karşılanmasının yanı sıra, üye
ülkelerin, bölgesel kurumların, ithalata uygulanan vergilerin ve nihayet
tüketicilerin de finansmana katılması sağlanmıştır.
OTP uygulamaları, 60 yıldır başarıyla sürdürülüyor. Tarım ürünleri ticaretinde
gerek GATT gerek DTÖ dönemlerinde, sanayi mallarında olduğunun aksine,
bağlayıcı uluslararası kurallar bugüne kadar konulamadığı için AB, ithalatta
çeşitli kısıtlamalar uygulamış, üretime ve ihracata büyük destek vermiştir.

Gerçekten, OTP sistemi özellikle temel ve hassas birçok ürünün AB dışı
ülkelerden ithal edilmesini adeta yasaklayıcı bir etki yapmış ve iç üretime ve
ihracata sağladığı desteklerle kendine yeterli olma hedefini gerçekleştirirken,
ABD ile birlikte dünyanın iki büyük tarım ürünü ihracatçısısından biri durumuna
gelmiştir. Bu arada, GATT ve daha sonra DTÖ’nde, üye ülkelerin en çok şikayet
ettiği konuların başında AB’nin ve ABD’in tarımı destekleyen politikaları geliyor.
AB’nin şeker politikasının bu alanda en ön sırada yer aldığına da işaret edelim.
AB’ni kuran Roma Andlaşmasının 9. maddesinde, “gümrük birliği Topluğun
temelidir “ hükmü yer almaktadır. Daha sonra, OTP’nın yürürlüğe konulmasıyla
birlikte, tarımın önemini vurgulamak amacıyla, AB çevrelerinde “gümrük birliği
AB’nin temeli ise, Ortak Tarım Politikası Topluluğun çimentosudur” deyişinin
sık sık ifade edilmesi tarım konusunun ne kadar önemsendiğini açıkça
göstermektedir.

OTP’NIN ÜRETİCİLERE SAĞLADIĞI YARARLAR :

– Üreticinin OTP kurallarına uygun olması koşuluyla zarar etmeyeceğine
güvenerek ekim yapması,
– Ürününü, uluslararası piyasa dalgalanmalarından ve dış rekabetten
etkilenmeden, istikrarlı piyasa koşullarında satarak, yeterli ve düzenli bir gelir
elde etmesi ve ayrıca gelirlerinin de artması,
– Alt yapı sorunlarına çözüm için yeterli destek sağlanması,
– Uygun finansman kolaylıklarına ulaşabilmesi,
– Güney İtalya ( Mezzo Giorno ) projesinde olduğu gibi bütün bir bölgenin
ekonomik ve sosyal kalkınmasının motoru olması.

OTP’NIN TÜKETİCİYE YARARLARI: –

Makul ve istikrarlı fiyatlarla yeterli gıda sağlanması (gıda güvenliği),
– Sağlıklı, çeşitli ve kaliteli ürüne ulaşma imkânına sahip olması (gıda
güvencesi),
– Toplumun hassas olduğu çevre sorunlarını gözeten üretim politikasıyla
doğal yaşama en az zarar verecek şekilde tarım yapılmasının sağlanması,
– Aynı zamanda tüketici de olan, çiftçilerin ve tarım işçilerinin gelirlerinde
artış sağlanması,
– Ulusal ve bölgesel gelir ve istihdam artışının üye ülkelerin GSYH’ında artış
sağlanması ve bu durumun tarımsal destek için ek kaynak yaratması.

OTP’NİN OLUMSUZ ETKİLERİ :

– Gıda fiyatlarının bir miktar artışına neden olmuştur.
– Destekler, iç ve dış talebi aşan üretim yapılmasına, ürün fazlalığına, stokların
artmasına yol açmıştır.
– Fazla üretimi engellemek ve stokları azaltmak amacıyla tarım arazilerinin bir
kısmının ekilmemesi, et, süt ve sütlü mamuller üretiminin azaltılması, stokların
oluşmaması ve eritilmesi için büyük baş hayvanların kesilmesi ve ayrıca ihracatı
arttırmak için önemli teşvikler verilmesi ve bir kısmı AB ülkelerinin eski
sömürgelere GYÜ’lere büyük miktarlarda gıda yardımları yapılması gibi
alanlarda yapılan ve gereksiz olarak değerlendirilen extra masraflar
memnuniyetsizlik yaratmış ve tenkit edilmiştir.
– OTP uygulanmalarında çeşitli usulsüzlük ve yolsuzluklarla karşılaşılmış ve bu
husus da ek mali kayıplara yol açmıştır.
– Ülkeler ve bölgelerarası rekabet, ekonomik sorunlara ve üye ülkeler ve
bölgeler arasında küçük çapta anlaşmazlıklara neden olmuştur.
Bu tabloya, AB’nin genişlemesi, bazı üretici ülkeler ile büyük şirketlerin
yardımlardan daha fazla pay alması nedeniyle ortaya çıkan eşitsizlik ve
uygulamadaki aksaklıklardan kaynaklanan hoşnutsuzluklar da eklenebilir.
Bütün bu olumlu ve olumsuz hususların bilançosu yapıldığında OTP’nin üye
ülkelere, çiftçilere ve tüketicilere önemli yararlar sağladığı görülüyor. Doğal
olarak Fransa, İtalya, İspanya ve Hollanda gibi ülkelerin üreticileri OTP’ndan
ciddi ölçüde yararlanırken, büyük miktarlarda tarım ürünü ithaline ödediği prim
ve vergilerle OTP’ye en fazla mali katkıda bulunan İngilterenin, ingiliz üretici ve
tüketicilerin zarara uğradığı kesindir. Bu durumun Brexit’in önemli nedenlerini
oluşturduğu kuşkusuzdur.

OTP’DE DEĞİŞİKLİK :

Olumsuzlukların getirdiği yüklerin artması üzerine, 2007 yılında, OTP’nda
değişiklik yapılması zorunlu hale gelmiştir. Bu çerçevede, çiftçi geliri ve gıda
güvenliği gibi konuların yanı sıra, çevre, sürdürülebilir tarım ve bu çerçevede
bölgesel kurumlarla işbirliğini öne çıkaran bir yaklaşım benimsenmiş ve OTP
finansmanı ve uygulanması için FEOGA yerine 2 ayrı kuruluş oluşturulmuştur.

a) FEAGA (AVRUPA TARIMSAL GARANTİ FONU)

Piyasa koşullarına göre çiftçilere destek veren FEAGA’nın görevleri :
– İhracatın arttırılması
– Tarım piyasalarının düzenlenmesi,
– Çiftçilere OTP çerçevesinde gerekli ödemelerin yapılması,
– Hayvan ve bitki sağlığı uygulamalarının geliştirilmesi,
– Okullarda meyve tüketilmesi programlarına yardım edilmesi,
– Tarım ürünlerinin tanıtılması, programlarına destek verilmesi
– Tarımsal muhasebe bilgi sistemi kurulması,
– Tarımla ilgili anket sistemlerinin desteklenmesi.

b) FEADER (KIRSAL KALKINMA İÇİN AVRUPA TARIM FONU )

FEADER ile, özellikle sürdürülebilir bir tarım politikasının yerleştirilmesi
amaçlanmış ve bu çerçevede,
– Verimliliğin arttırılması,
– Çevrenin korunması,
– Kırsal Kalkınma fonlarının finansmanı ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve
çeşitlendirilmesi,
– AR-GE ve bölgesel kalkınma fonlarının geliştirilmesi,
– Sosyal projelere ve yaşam sigortası programlarının geliştirilmesi,
– Yem bitkileri üretiminin arttırılması,
– Tarım alanlarının, çayır ve meraların korunması,
gibi hususlarının desteklenmesi öngörülmüştür.

OTP’NIN BÜTÇESİ VE FİNANSMANI :

OTP’nın temel finansmanı esas itibarıyla AB bütçesinden karşılanmaktadır ve
1980’li yıllarda bütçenin % 60-65 66’sı OTP politikalarını uygulanmasına
ayrılmaktaydı. Yeni uygulamanın ikinci dönemi olan 2021-2027 döneminin ilk
yılında bütçeden ayrılan pay 55,7 milyar Euro’dur. Bu miktarın 40 milyarı piyasa
koşullarına göre çiftçiye destek verilmesi için FEAGA’ya, kalan 15,7 milyar doları
ise, sürdürülebilir tarımsal kalkınma alanında kullanılmak üzere FEADER’e
tahsis edilmiştir.

OTP ÜRÜN DESTEKLERİ

OTP politikası çerçevesinde, tarımsal ürünler arasında hububat, şeker, yağlı
tohumlar, hayvancılık, et ve etli mamuller, süt ve süt ürünleri hassas sektörler
olarak değerlendirilmiş ve sektör içindeki ürünler farklı şekillerde teşvik edilmiş
ve/veya korunmuştur. Sözkonusu ürünlere ilaveten birçok tarım ürününün
üretim ve ihracatının desteklendiğini, ve topluluk içi üretimin ithal ürünlere
karşı, gümrük vergileri, eş etkili vergiler, kotalar ve çeşitli teknik engellerle,
bazen üretim ve hasat mevsimine göre de değişken vergi oranlarıyla
korunduğunu hatırlatalım. AB’nin Katma Protokol ile bazı tarım ürünlerimize,
sadece belli dönemlerde gümrük vergisi indirimi sağlaması, sözkonusu ürünlerin
AB’de üretildiği dönemlerde indirimleri uygulamaması örnek olarak
gösterilebilir.
*****
Yazımızın, “DÜNYA’DA TARIM VE TARIM POLİTİKALARI” konularını incelediğimiz
1. Bölümünü izleyen 2. Bölümde “TÜRKİYE’DE TARIM VE TARIM
POLİTİKALARI”konusu irdelenecektir.